Anayasalar aslında bir toplum
sözleşmesi. O ülkedeki vatandaşların çoğunluğu tarafından onay almış, büyük
çoğunluğun ortak kaygılarına göre ve ihtiyaçlar doğrultusunda hazırlanarak
toplumun onayına sunulmuş metinlerden oluşur. En önemli özelliği ise özgürlükçü
olmalı. Tabii demokratik olmalı ve hukuk kurallarına dayalı olmalı. Farklı
gruplar arasında eşitliğe dayalı bir yapısı olmalı. 18. yy'da Montesquieu gücü
kontrol etmek için kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş. Kimisi Makyavelist
bir yasalar hazırlamış. Kimi devletler ise özgürlükçü yasalar hazırlayarak bir
adım öne geçmişler. Bizim gibi ülkeler ise belli aralıklarla gerçekleşen askeri
darbelerin neticesinde, nasıl bir toplum isteniyor ise o doğrultuda anayasalar
hazırlanarak halkın önüne getirilmiş.
12 Eylül Askeri Anayasası
toplumu bu günlere kadar getirdi. Tarihimize baktığımız zaman 5 tane anayasa
görüyoruz. İlki Osmanlı döneminde yani 1876 yılında tanışıyoruz anayasa
ile.
Cumhuriyet döneminde ise
1921-1924-1961 ve 1982 olmak üzere
4
Anayasamız oldu. Bu anayasaların ortak özelliği olağanüstü koşullarda
hazırlanmış olmaları. Son ikisi ise askeri darbe sonrası askerlerce hazırlanmış
anayasa. Bu şartlarda hazırlanan anayasalar toplumun tamamını kapsamak yerine
belli grupları güvence altına alarak ısmarlama yasalardan oluşan bir anayasa.
Darbe yapanlar ikinci bir ülkenin
izni ile darbe gerçekleştirdikleri için, hazırlamış oldukları anayasalar da
toplumu sınıf atlatmak yerine belli sınırlar içinde tutma amaçlı yasalardan
oluşmakta. Yasalar toplum sözleşmesi yerine, grup çıkarları güvence altına
alınarak hazırlanmakta. Özgürlükleri öncelemek yerine vatandaşı dizayn etme
amacına göre hazırlanmış. Darbe dönemi anayasaları toplumla hep doku
uyuşmazlığı yaşamıştır. Toplumla yaşanan sorunlarda hep askerin insafına
bırakılmış. Ya da askerin söylemleri hep belirleyici oluştur.
Bu dönem yani askeri dönem
anayasaları devlet kadrolarını korumaya yönelik hazırlanmış. Toplum hep edilgen
olmuş. Bu nedenle yıllardan beri madde madde değiştirmiş olsak bile bir türlü
düzelmiyor. Yamalı bohça gibi. Nereyi düzeltirsek düzeltelim hep yeni sorunlar
ortaya çıkarmakta. Bu anayasalar eski düzenin varlığını korumak üzere
hazırlandığı için toplumun ayak uydurmasını beklemek anlamsız olur. Darbe dönemi
anayasaları devleti kutsal bir varlık olarak gördüğü için, değiştirilmesi dahi
teklif edilemeyecek maddelerle donatılmış. Bu aynı zamanda vatandaşına
güvenmeyen, ilerde kafası çalışan bir kitle ortaya çıkarsa bu ve buna benzer
düşünceleri en ağır şekilde cezalandırmak için anayasa suçu saymışlar. Aynı
zamanda bürokratları devletin sahibi gördüğü için devletin yönetim merkezinde
emniyet sübabı olarak yüksek düzey bürokratları emniyet duvarı olarak kabul
ederek ona göre yetkiler vermiş.
Sıra vatandaşa geldiği zaman
anayasanın izin verdiği ölçüde hareket var. Özgürlük ve bireysel farklılıklar
bir kenara bırakılarak aidiyet duygusuna göre hareket etmesi beklenmiş.
Etmeyenler ne olmuş derseniz. Küçük bir örnek verelim. 141-142 ve 163. Maddeler
farklı düşüncelerde insanları hizaya sokmak için hazırlanmış. Dini hassasiyetin
varsa irtica diyerek 163 hazırlanmış. Yok seküler anlayışa sahip isen 141 ve
142 icat edilmiş. Müslüman olacaksan da onun da yolunu bulmuşlar ve Diyanet
kurumunu icat etmişler. Sizin anlayacağınız darbeciler bizim her
isteğimizi düşünmüşler. Hazırlıkları da ona
göre yapmışlar.
Dünyadaki değişim ile birlikte
ülkemizde de değişim kaçınılmaz oldu. İlk olarak rahmetli Özal'ın serbest
piyasa ekonomisi ile birlikte dünyadaki yeniliklerden ve imkanlardan haberdar
olmaya başladık. Soğuk savaş konseptinin bitip
Demirperde dediğimiz bloğun dağılması ile birlikte ülkemize de değişim
hızlı gerçekleşmeye başladı. Özellikle 2000 sonrası artık eski yasalar toplumun
ihtiyacına cevap vermekten uzak kalmaya başladı. Ancak yukarda belirttiğimiz
gibi askeri dönemin anayasaları bürokratları devletin sahibi konumuna getirecek
büyük ayrıcalıklar tanıdığı için, bu yasaların değişmesi de zor olmakta. Topyekun
kaldırılmadığı müddetçe direnen çok sayıda siyasetçi görmemiz mümkündür. Bizi
aldatmasın bu siyasetçiler üst düzey bürokratlardan oluştuğu için değişimi
hazmetmeleri zor gözüküyor. Kimi siyasetçi hazır düzeni koruyarak yol almak
istemekte. Bazıları ise toplumun önünü açarak ülkenin hızlı ivme kazanmasını
arzulamakta. Bu tür siyasetçiler ise ticaret erbabı insanlardan oluşmakta.
Sevgili dostlar günümüz
koşullarında ülkemizin gelişmesi için anayasamızı da değiştirmek zorundayız. Bu
değişiklik başkanlık sistemi ile ilgili değildir. O da ayrıca tartışılabilir.
Bugünkü koşullarda hem dünya ile yarışacağız diyoruz. Hem de darbe dönemi
anayasasından vazgeçmiyoruz. Sadece hantallığın kalkması bile bu ülkeye yeni
ufuklar açacaktır.
asimcezayirlioglu@hotmail.com